Yazan / Çizen : Admin Panpa 16 Şubat 2014

kafamı halata geçirsem mi, otobüs anıları, İstanbul trafiği, 15b, Üsküdar Güzeltepe, 14 Şubat sevgililer günü, intiharı düşündüm, en berbat yolculuk, kokan adam, İstanbulda yaşamak
Paratonerden herkese selamlar, selam olsun size eyyy arızalar. 14 Şubat'da İstanbul'daki yağmura ve kulak memelerimizi beton eden soğuğa aldırmadan Eminönü'ne gitmek için yola koyuldum. Yol boyunca sevgilileri görüp görüp moralimi foseptik çukurlarına atıyo bi yandan da içten içe "hani ulan ülkemde 1 erkeğe 3 kız düşüyodu, hakkımı yiyenin çükü düşsün" diye söyleniyodum. İşin makarası tabi, acitasyon yapmak istemem ama uzuuuuuuun süreli yalnızlık sonrası açılan o deliği kapatmak kolay değil, bide ibnoşlar inadıma yapıyo sanki, nereye dönsem millet el ele. Neyse, konum bu değil, 14 Şubat hakkında değil yani anlatacaklarım.

Efem Eminönü'ne giderken hiç trafik ve benzeri sorunlarla karşılaşmadım, bana doğru döndüğünde apış arasında kalıp çürümeye terk edilmiş kaşar peyniri gibi kokan adam hariç tabi. Vapuru kaçırmamak için Üsküdar'a geçmek üzere road runner gibi koşmaya başladım limana doğru, fakat tipimde tam komedi, başımda anneme ördürdüğüm, biraz yeni çeri, biraz da soytarı şapkalarını andıran bi berem var, ben koştukça oda "hehehe bakın mal bu çocuk" diye beni ele veriyo. Yağmur suyunu içine almaya dünden razı olan kaşar ayakkabılarımla gemiye atlayıp, el ele tutuşan, öpüşen sevgilileri görüp moralimi bozmayayım diye geminin en ücra köşelerine kaçıyorum. Dışarıda oturayım dedim ama keşkül gibi titremeye başlayınca mecbur içeri girdim ve en köşeye kaçtım; fakat sevgililerden burada da kurtulamadım, lanetlendim babasını satayım.

İşte asıl olay şimdi başlıyo hacı, eve gitmek üzere Üsküdar'dan 15B'ye bindim, hattı kullananlar varsa bilirler, genelde Beylerbeyi ve Çengelköy taraflarında trafik olur, fakat çok çekilmez değildir yani. Ama hani "balık baştan kokar" derler ya, işte bizim otobüste daha baştan kokuyodu, şu yaşıma kadar hayatımda geçirdiğim en çekilmez yolculuktu. Bu yolculuğu yaşamış olmaktansa Hobbit filminde Smaug'a kafa tutan Bilbo, Bülent Ersoy'un elini tutmak zorunda kalan manitası olmayı bile tercih edebilirdim (yok lan, bi düşündüm de sanırım bunu kaldıramazdım).

Önce kaptan yandaki yolculara "abi şu camı silebilir misiniz?" diyip otobüsün ön camını gösterdi, adamın teki camı sildi, kızlar falan bakıp kikirdedi. Otobüs harekete başladığında kendi kendime "ulan gidiyo muyuz, gitmiyo muyuz?" dedim içten içe, çünkü kaptan 30km hızla gidiyodu. Matematik kitaplarındaki aptal sorularda 2 şoför olurda, birisi 80le giderken diğeri 30la gider ya, aha işte bizim şoför oydu. Millet sıkılıp "neden gaza basmıyo bu adam, illa İsmail Yk'nın şarkısını mı açak?" diye mırıldanmaya başlayınca şoför "yollar kayıyo" dedi. Ulan 50-60 bassan ne kayacak koca otobüs sanki kar var, topu topu çiseliyo, melekler işiyo o kadar. Kaplumbağa adımları ile ilerleyen otobüs buda yetmezmiş gibi annemin kış aylarına hazırlık amaçlı yaptığı menemen kavanozları gibi doldu taştı. İçerde hiçte hoş olmayan, müstehcen sahneler ortaya çıkmaya başladı, kimimizin kafası diğerinin koltuk altında, arkadaki adamın poposunun 2 yanağıda benim popomda, kısacası el ele döt döteyiz. Burada pek bi  sıkıntı yok aslında, İstanbul'da yaşayan insanlar bu gibi durumlara zaten bağışıklık kazanmıştır, fakat sonrası var.

Orta kapının kenarında bekliyodum, açılan kapıdan sağ yanıma karı koca geldi, kadın mendebur mu mendebur, lanet mi lanet, adam da bi o kadar geveze, konuşmaya istekli. Önümde enteresan kokular salan bi hacı amca, sol yanımda ise konuştuğunda dediği hiçbi kelimeyi anlamadığımız, alfabeye tecavüz etmeyi alışkanlık haline getirmiş ve her bir harfi ayrı ağız kokusuyla çıkartabilen bi adam var.

Önce arkadan bi bağırış yükseldi: "kaptan tam 2 durak geçtin kaptaaan !" diye. Millet kendi içinde bırbıra başladı, yorumlar dökülmeye başladı ağızlardan. Yanımdaki mendebur teyze "Alleaah bismileeah yeaa, nerden bindik otobüse!", çenesi düşük kocası "şoför acemi herhalde", önümdeki hacı "he-he acemi", solumdaki adam "aheuhaa şofo anuhtuy vivibi" dediler. Sonra kaptan "göstergeler çalışmıyo bozuk, madem inecektiniz neden söylemiyosunuz?" diye mal bi cümle kurdu, ulan millet müneccin bokumu yedi ne bilsinler gösterge çalışmıyo diye, minibüs mü bu inecekler bağırsın. Gerçi bi süre sonra, olay minibüse döndü, inecekler otobüste "kaptan müsait bi yerde inebilir miyim?" dedikçe benim beyin travma geçirmeye başladı, zira alışkın olmadığı bi durum. Komik olan ise kaptan durakları bilmiyo, saçma sapan yerlerde yolcu indiriyodu. Köprü girişinde, yokuşta hatta virajda :)

Yanımdakiler susmuyodu, mendebur teyze "Alleah yea, of yea, kim şoför yapmış bunu", geveze kocası "adam acemi ya, durakları bilmiyo, burada normalde bu kadar trafik olmazdı, Hasippaşaya giden yoldan dolayı vıdı vıdı vıdı vıdı", hacı dayı "bu kadar trafik olmazıdı harbiden, sağlık olsun neye acelemiz var (tabi nasılsa ölümün yaklaştı, yapacağın herşeyi yaptın rahatsın dimi, çakaaal)" , solumdaki adam ise "buhahanda kakilolu durakktaıonu jaja jeje" diye söylendi. Ben suskunluğumu korumaya çalışırken bi yandan da bunalım geçirmekle gülmek arasındaki aptal duyguda sıkışıp kalmıştım. Başımı tutunduğum demire yaslayıp sıkıldığımı ifade etmeye çalıştıysamda anlayan olmadı, beyaz saçlı geveze adam hiç susmadı, çenesine lahmacun küreğiyle vurduğmun herifi...

Bi süre sonra geveze adam "kaptan terden öldük şu klimaları falan aç bari" dedi, sonra kaptan tamda beklediğim cevabı verdi "klimalar bozuk, çalışmıyo". Haydaaa... Gene başladı yorumlar, çeneler çeneler.
"Bozuk abi, herşeyi bozuk, sormayın bozuk" sesleri ve vıdı vıdılar, otobüs ise hiç gitmiyo yolda, trafikte kalakaldık, 50 metrelik yol için 20 dakika bekledik, ama garipsemedim, nede olsa Türkiye nüfusunun yarısı bu şehirde yaşıyodu babasını satayım. Etrafımdakiler çene yaparak beni hayattan bezdirirken geveze adamın hacı dayıya yaptığı şaka intiharı bi kez daha düşünmeme sebep oldu:

Hacı dayı: Köşeyi de döndük mü tamamdır !
Geveze adam: Nasıl dönecen köşeyi amca, bizden önce köşeyi dönecekler var bize sıra gelmez.
Fıkrasına gülünmeyen adam gibi oldu aynı, sadece kendisi pişkince sırıtıyodu, diğer herkesin yüz ifadesi aynıydı, yanındaki karısının gittikçe limon gibi ekşiyen yüz ifadesi ve lanet okumaları hariç. Adam sıçtığını anlayınca sıvamaya karar verdi.
Geveze adam: Hayır yani biliyosun bizim Türkçede bi tabir vardır köşeyi dönmek diye, aklıma o geldi de, hehe.
Hacı dayı: Hehe (nezaketen)
Biz "ne diyo bu keko ya, bi sus yol boyunca kafamızı sittin!" der gözlerle bakıyoz adama.

İnanılmaz kalabalık ve çalışmayan klimalar olunca, milletin döt terleri otobüsün camlarında buhar yapmaya başladı, yanda oturan kız camda biriken buharlara zaman zaman kafasını yasladı, zaman zaman eliyle sildi, bazense bişeyler çizmeyi denedi. "Evladım onlar döt terleri dokunma mikrop vardır" demeyi düşündüysem de diyemedim. Geveze adam "klima çalışmıyo bari camları açalım" dedi, ki harbiden millet deli gibi terliyodu, solumdaki konuşamayan adamın kel kafasından aşağı çığlık atarak atlayan ter damlalarının haddi hesabı yoktu. Ama oda ne, camları açamıyolar, tuşa basıp çekiyosun ama açılmıyo. Büyük uğraşlar, çok bilmiş hacı dayının en az 40 kere tekrarladığı "şöyle iyice bastır çek hah, açılır" sözü... Akabinde şoföre laf sokma çalışmaları ve her bir ağızdan "bırak bırak uğraşmayın abi, otobüs komple bozuk, camlarda bozuk" cümleleri dökülmeye başladı. Haklılardı da aslında, fakat bu bıkkınlık ve baskınlık içinde herkesin bi ağızdan görüşünü ifade etme çabası çok sıkıcı, beyinciğe tecavüz edici bi etkiye sahipti. Tutunduğum kayışa baktım şöyle bi, "ulen acaba az zıplayıp kafamı şunun arasına geçirip kendimi boynumdan assam mı?" diye düşündüm yine. Çünkü sağımdaki mendebur teyzenin çenesi iyice açılmış bırbırda sınır tanımıyodu ve kaptan hala yolcu alıyodu, orta kapıdan bikaç kişi daha binince popomda mendebur teyzeyi hissettim resmen, bildiğin tost olduk. Soldaki adam da önden binenler yüzünden resmen koynuma girdi, adamdan çıkan kokular bende sağlam kafa yaptı. Otobüs ise hala 30km ile gidiyodu ve içerdeki ter oranı inanılmaz şekilde artmıştı, camlar hep koltuk altı, nefes ve döt buharı olmuştu; çocukta hala oraya elini sürüp duruyodu.

Her yolcu bindiğinde, herşeyi bozuk otobüsün şoförü "kartları uzatalım arkadaşlar" demeyi eksik etmiyodu, verdikleri hizmet çok iyi olduğu için hemen ücret talep ediyolardı. Geveze adam bi ara dayanamayıp "kart kart diyip durma kaptan sen yoluna bak, binen uzatıyo işte" dedi. Kısa süre sonra kaptandan felsefi zıçıntılar içeren bi söz geldi, "arkadaşlar arkaya doğru ilerleyelim, boş yerler olmalı". -Malı, -meli ? Kafan mı güzel nan :) Yani boş yer olduğunu umut ederek insanlara "kayın" mı diyosun; gerçekten mi?

Soytarı şapkam, siyah uzun montumla ve elimde akvaryum için aldığım anubias bitkisiyle orta tarafta malak gibi kalıverdim öyle. Bi süre sonra yolcu indi bindide sıkıntı yaşanmaya başladığı için kaptan bize "burada durak var mı?, ilerde durak var mı? sonraki durak nerede?" gibi sorular sormaya başladı, çünkü durakları bilmiyodu adam; belli ki bu hatta yeni geçmişti yada idare ediyodu, ama olan bize oldu. Normalde 15dakika süren yolculuk tam 1 saat sürdü. Geleceğim durağa kadar sabredemedim, dayanamadım reyiz, minibüs stili işleyen otobüste "kaptan müsait bi yerde incek var" diyerek yol kenarında inip eve doğru yola koyuldum.

Toplum içinden sıyrılmış, enteresan tiplerden kurtulmuş olmanın verdiği hazzı ve soğuğu yiyince kendine gelmeye başlayan bünyemi hissettim. Artık nasıl bi enerji kaybı yaşadıysam direk bakkala girip çikolataya saldırdım... Yürürken "yıl olmuş 2014, hala camları açılmayan, her şeyi bozuk otobüslere biniyoz" diye düşünmeden edemedim. Evet, hayatımın ennn boktan yolculuğuydu, hatta yazarak bile anlatamadım, yazmadığım da çok yer var fakat gerçekten ilk kez otobüste lanet canıma kıymayı düşündüm; cizıs kırayst...

YAZILARIN TELİF HAKKI ABDULLAH KARA'YA AİTTİR.ÇALINMASI VE KOPYALANMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNUN 81.MADDESİ İTİBARİYLE YASAKTIR !

18 Yorum - UYARILAR: Link içeren yorumlar yayınlanmayacaktır!

  1. Çok geçmiş olsun :) Senin bu muhteşem yolculuğuna, Ankara'dan çok güzel bir örnek vermek istiyorum. Sincan (hani şu geçende metrosunu açabildikleri) Ankara'ya yaklaşık 1 saatlik mesafede arabada ile. Trafik sıkışınca ne oluyor onu bilmiyorum. Neyse, Sincan dolmuşları müşteri sıkılmasın diye televizyon koymuşlar içeri ve giderken Kemal Sunal, Zeki Alasya-Metin Akpınar filmleri izlettiriyorlarmış. Aynı zamanda yanında içecek servisi de varmış. İşte 2014 te istediğimiz yolculuk esnası hizmetler bunlardır efem :))))

    YanıtlaSil
  2. Ülkedeki kadın oranı %49.
    Yani herkes birini bulduğunda 400.000 civarı erkek boşta kalıyor... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vay anassınıııı, o zaman benim yazdığım istatistik ya eski yada sallamış şerefsizleeer :D Lan o zaman ben hepten boku yedim :D Zaten 7-8 yıldır yalnızım, sanırım ölene kadar böyle gider.
      Şşş kızlar, ayrılın lan sevgililerinizden =)))

      Sil
    2. Aslında doğma oranı yüzde 50. Yani erkeğin azalması sadece savaş gibi durumlarda oluyor. Yani 1915ten beri Türkiye'de kızların çok olduğu bir dönem yok.
      Saçma erkek muhabbeti işte ya... Bende çok çektim bundan ama artık 2 kez kontrol ediyorum doğruluğunu...

      Sil
    3. Boşver hocam zaten bi erkeğe 10 kız düşüyoda olsa o 10 kızdan biri beni bulmaz :DDD

      Sil
  3. Büyük şehirde yaşamak mı?
    Çekilecek dert değil :D :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Harbi öyle, güzel yanları %30, boktan yanları %70 :)

      Sil
  4. Toplu taşıma araçları İstanbul'da büyük işkence
    :)
    Hayır neden gülüyorsam, kötü bir şey yazdım aslında ama alışkanlık oldu
    :)

    YanıtlaSil
  5. Ben olsam yürüyerek giderdim ki okadar kalabalık olmadığı halde içim sıkılıp çook inmişliğim var :)
    Ama içimden bi böğğ demeden duramadım midem bulanır içim daralır benim hiç sevmem kalabalık ortamları ( bi asosyal konuşuyo :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende normalde iner yürürdüm de, bu bahsettiğim mesafe kafam kadar olunca "iner yürürüm hulen" gibi bi artistlik yapamadım tabi :)

      Sil
    2. Olsun yaaaa :D
      Tabi yürüyen ben olmayınca atıyorum bol keseden :D
      Ama bünyem alışıktır yürümeye günde 7 saat yürürdüm göxüm kapansa elimle tutardım boş konuşmuyorum :P

      Sil
    3. Yahu yürürüm yürüyemezsin değil mevzu zaten :DDD Ama işte her zaman o modda olmuyosun :D Gözü kapanınca eliyle tutuyomuş :D yok arasına piriket koy kapanmasın xD

      Sil
    4. Tamam be ne bozuyosun :D

      Sil

Youtube'de Abone Ol, Yeni Videolardan Haberdar Ol :)

ÜYE OL | Takipte Kal !

Rastgele Yayınlar

Tüm Makale ve Çizimlerin telif hakları Abdullah KARA'ya aittir !. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Yaz Bakalım :)

Ad

E-posta *

Mesaj *

KAYIT OL | Yeni Yayınlardan, Karikatürlerden ve Hediye Çizim Etkinliklerinden Maille Haber Al !

Copyright © 2013 Admin Panpa / Mizah - Metrominimalist - Powered by Blogger - Desiger J.Djogan - Editleyen Özel Çizim - © Telif Hakları