Yazan / Çizen : Admin Panpa 20 Mart 2015

Gaziantep yolculuğu,Gaziantep,ilkler unutulmaz,uçak yolculuğu,cam kenarında uçmak,sevdiği için başka şehire, aşk, gerçek aşk,sevgiliye kavuşmak, yolculuk
Efenim ayın 17 sinde Gaziantep'e gittim, sevgilimin, diğer yarımın yanına gitmek için matematiği yeni öğrenen çocuk gibi gün sayıyordum resmen, tabi aşkımda benimle beraber gün sayıyodu heyecanlı heyecanlı, son gece geldiğinde saat saymaya kadar indi bu. Sağ olsun biletleri kuzenim almıştı internetten, check-in vb işlerimleri de kendisi yaptı totosuna kurban olduğum tek kuzenim Murat.

Neyse efenim, ben uçağa geç kalmamak için, daha önce hiç uçağa binmemiş biri olarak saat araştırması yapayım dedim. Yani sırt çantasını hazırlayıp hazır ol! a geçmiş bir aşık olarak Çengelköy'den çıksam Atatürk hava alanına kaç saatte giderim diye emin olmak istedi nöronları halay çeken beynim.. Sonra internet beni tatmin etmeyince "dur nan gidenler vardır onlar bilirler" diyip kankama sordum;
-Kanka Atatürk Hava alanına kaç saatte giderim sence? 2-3 saat sürer mi? (Bak aslında kendi mallığım niye 3 saat tezini atıyosun ki ortaya totoş admin)
-3 Sürer kanka erken çık.
-Hmmm, peki en kolay nasıl giderim kanka? (Daha önce hiç uçağa binmedim, bizim hiç biletimiz olmadı kanka abi, biz hiç uçamadık)
-Köprüye çık "beni uçuracak yok muuuu?" diye bağır; demedi tabi makara yapıyorum. "Otobüsle köprüye çık, oradan metrobüsle merter, oradan da metro ile havaalanına gidersin." (faytondan in eşşeğe bin der gibi, ondan in ona bin, gözüm korkmadı desem yalan olur, ya yanlış gidersem uçağı kaçırır sevgilime gidemez biletlerim piç olup suratım sarkozinin suratına dönerse diye panik atak olup nanik depresif moda girdim)

Sonra kuzenime de sorayım dedim beni başka ne oyalar gibisinden.
-Kuzen check-in falan diyodun ben ne kadar erken gideyim oraya? (Baaa saaat siyle baaa saat siyleee)
-Ya check-ini internetten yaparız sen sadece gidip bilet alıp güvenlikten geçeceksin. (Hmmm, tamam... anlamadım)
-Yani gidince direk check-ine gidicem bileti almak için o kadar di mi? (Beynim "tekrar sor seni fuker, emin olana kadar yor onu, gebert onu nakavt et" diyordu adeta, boksörünün terini silen antrenör edası takınıyodu şerefsiz).
-Evet evet, sen gidip bilet alcaksın o kadar, 1 saat erken git yeter ne olur ne olmaz (heh şöyleeee, dedim arkadaş bana saat ver diye).

Şimdiii, basit matematik işlemi, 3 saat yol kankam dedi, 1 saat de kuzen, eeee 3+1 = 4. Uuuu accayip zekiyim ölümcül toplama işlemi yaptım. "O zaman uçak 1 de kalkıyo, fakat 12.30 da binmiş olmak gerekiyomuş. O halde 12.30 dan 4 saat erken gitmem gerekir, o zaman 8.30 da evden çıkmam gerek, hmmm, içimde bi korku var tatmin olmadım ilk kez gidiyorum ben en iyisi sabah 6 gibi çıkayım 1-2 saat erken gidersem de otururum." dedim.

Hazırda bekleyen siyah sırt çantamı yatağımın kenarına koyup, sabah giyeceklerimi de bana gülümser şekilde koltuğun üzerine güzelce dizdim. Aşkımla konuştuktan sonra ikimizde büyük bi heyecanla yataklarımıza girip sabahı bekledik. Ben sabah alarm çalar çalmaz, tam eğitimli alman köpeği gibi yataktan fırladım, yüz yıkama, diş fırçalama, ıvır zıvır derken odama gelip giyinmeye başladım. Ama nasıl heyecanlıyım, ameliyatı bitirip adamı diktikten sonra böbreği içeri sokmayı unutan çük kafalı doktordan farkım yok kafam olmuş astronot kafası. Heyecanlı heyecanlı giyinirken telefon ekranında oynadığım favori oyunum heroes charge'den bildirim geldiğini gördüm, oyunu açtım ve otomatik savaşı tıklayıp üstümü giyinmeye devam ettim, diğer yandan da oyunun sesleri, savaşlar falan benim heyecanımı biraz bastırıyo. Düşün şu durumda oyun açmışım, diğer yandan da üzerimi giyiniyorum, don, atlet operasyonu yapıyorum dışarı çıkmak için. Hazırdım ama çok erkendi, az oturup oyunu oynayayım hem heyecanım hem zaman geçsin dedim, fakat 6.10 a kadar dayanabildim, birisi sanki alttan fırını açmış beni yakıyodu, zannedersin kfc tavuğuyum. Sabah 6.10 da evden çıkmadan önce aşkıma "ben çıkıyorum" yazdım, malum dışarıda wi-fi yok bende, kazıkçı Zurtcell sağolsun, ne zaman tl yüklesek "domal bakayım şu tarafa" diyo. Aslında hattı aveaya taşımıştım ama henüz geçmemişti, neyse...

Nasılsa söylenenlerden 1-2 saat erken çıktım, sallana sallana acele etmeden gideyim bari modundaydım. Otobüsten inip köprüye yürüdüm "hmm buranın kısa sürmesi normal zaten yakın" diyip yoluma devam ettim. Sonra metrobüse atladım Merter durağına indiğimde saat hala çok erkendi, 3 saat sürer dedikleri aklıma gelince "belkide metro uzun sürüyodur" dedim ama bunu derken kendim bile inanmadım aslında, çünkü adı üstünde "metro" yerin altından elma kurdu gibi gidiyo nasıl o kadar saat sürsün ki dimi. Neyse metro girişinde Matrix filminden fırlamış bir adam gördüm ve "merhaba hocam, hava alanına giden metro bu yönden mi?" dedim, adam öyle bi "evet" dedi ki zannedersin gece suratını dondurucuda unutmuşlar. Başladım içeri doğru yürümeye, sonra atladım gelen metroya. Tabi buralara ilk kez geldiğim için (düşün 28 yıldır bu şehirdeyim) sağa sola ilk kez ağaç görmüş kutup ayısı gibi bakınıyorum, "hoş bi seyahat oluyo" diyorum kendime, heyecandan ağzıma gelen organlarımı yutkunup geri yerine yollayarak.

Dın Dınnnnn "Son durak, Atatürk Hava alanı" içeriye bir güzel yürünür, güvenlikten geçilir, check'in bürosundan bilet sadece 2 dakikada alınır. Tam o an "acaba saat kaç bakayım da, bitaneme hava alanına geldim haberini vereyim" tarzında bir uyarı gelir. Saate bakılır, saat henüz 07:20 dir. O an en uyuz olunan, aptal yabancı şarkı akla gelir "Ollll deyyyssss olllll nayyytttt vaatttt daaaa fakkkk, vat da fakkkk, vat-vat-vat..." Ulen hani 3 saat yol, hani 1 saate yakın check-in, kafamı nerelere vuram, saat daha 07.20 uçak ise 13:05 de kalkıyo, vay ben nerelere gidem, uçak yakıtı içip intihar mı edem moduna girdim. Sevgilime "hava alanına geldim :))))" diye gülücüklü bir mesaj attım, ağlanacak halime güldüm. Hemen beni aradı, biraz kızdı (tabi beni düşündüğü için), "ben sana o kadar erken çıkma dedim" dedi, ama işte napalım çıkmış bulundum :)

BORU DEĞİL tam 5 saat beklemem gerekiyodu orada, ne yapsam da oyalansam derken sevgilim "orada wi-fi vardır,bağlan telefonla oyalanırsın bitanem" dedi. Bende oradaki dükkanlara sordum bilmiyoruz dediler, hatta dükkanın tekinin kendi adıyla wi-fisi çıktı tarananlarda, yani internetleri var. Gidip amcaya "sadece 1 saat bağlanacağım şifrenizi veremez misiniz?" dedim, adam da "bizde internet yok ki valla" diye pişkin pişkin cevap verdi. He babasını satayım he, senin internetin yok ama birisi fantazi olsun diye senin dükkanın adıyla wifi adı kullanıyo dimi, cizıs kırayst... Sonra havaalanının wi-fisine (bunu yazarken içimden pipisine yazmak geldi söylemeden edemeyecem) bağlanırım diyip danışmaya giderek "wi-fi ye bağlanacağım ama şifre istiyor rica etsem söyleyebilir misiniz?" dedim, kız da "bu bilgiyi size veremem" diye geri çevirdi. Yıl olmuş 2015, koca hava alanında internet yok, daha doğrusu var da vatandaşa yok, bu nasıl mantıktır, babamın deyimiyle "akıl akıl gel çüküme takıl"... "Sevgilim wifi şifresini veremiyolarmış" dediğimde aşkımdan güldüren bi cevap geldi, üstelik danışmadaki elemanın kız olduğunu söylememiştim ama anlamış (zaten bizim içimize birbirimizle ilgili her şey doğuyo, kahin gibiyiz)

Başladım sandalye üzerinde beklemeye, millet gelip gidiyo, yanımda bi eleman 3 oturağa birden uzanmış uyuyo rahat rahat. Ben sıkıntıdan cep telefonunu taciz edip duruyorum, uğraşacak şeyler arıyorum, resimlerimize falan bakıyorum. Oturduğum yerin tam tepesinde anons yapan kızın haykırışlarını veren şerefsiz hoparlör var. Hava alanında her dakika uçuş olduğundan kız hiç susmuyo babasını satayım. On saniyede bir tepemde şöyle bi ses oluyo "Son çağrı, Çük hava yolları Tk 110..." "Last kolll Çük ayırlaynsss..." 5 saat boyunca bu anonslarla beynimin ırzına geçtiler resmen. Hayır kaçsan nereye kaçıcan ses her yerde zannedersin kız Tanrı, nereye gitsen orada. Kafam zaten astronottu, bunun sayesinde iyice kafayı sıyırdım, bilincim cebime kaçtı, bana saçını boyadığında yıkadığını, sabah saçını ıslatmayacağını söyleyen sevgilime tam 3 kere belli aralıklarla "saçını iyi kurula hasta olma" dedim. En sonunda şöyle bi mesaj geldi "saçımı ıslatmıycam sevgilim 3.söylemem :)))" Napayım, ben kendimde değilim ki, tererelliyim...

Gaziantep yolculuğu,Gaziantep,ilkler unutulmaz,uçak yolculuğu,cam kenarında uçmak,sevdiği için başka şehire, aşk, gerçek aşk,sevgiliye kavuşmak, yolculuk

4,5 saat boyunca o sandalyede oturmaktan popom tepsi gibi olacak diye korktum, az daha oturursam eski inançlarda düz olduğu sanılan dünyaya benzeyecekti neticem. Kalem alıp kağıda 1-2 bişi karaladım ama 5 dakika ancak sürdü. Sonra zurtcell'in bana twitter paketi hediye ettiğini fark ettim. Kazıkçı firmanın bana 500mb twitter paketi vermesi hiç tatmin edici değildi, neticede bizi soydukları için doğru düzgün tarife alamıyoduk zaten. El mahkum hiç sevmediğim ve pek kullanmadığım twitter'a girip bakayım dedim, 1-2 tweet atıp çıktım, çok duramadım. Yarım saat kala uçağa binmek için kapıya gittim, biraz bekledikten sonra ilk kez uçağa binmiş olmanın ve sevgilimin yanına gidecek olmanın heyecanı ile uçağa atladım, sağolsun kuzenim de cam kenarı almış, hemde tam kanat yanı, "offf lunaparklardaki hızlı trenler gibi zevkli olur bunu izlemesi şimdi kalkarken" diye düşünüp beklemeye başladım. Yanıma esmer beyaz saçlı bi adam geldi oturdu, s.a dedi merhaba dedim. Sonra adamda bi konuşma isteği belirdi, bi konuşası gelmiş sorma, tamam bende isterim konuşmak ama, bi bilsen kafamın içinde neler var, atlar nasıl koşuyolar beynimde... Neyse, adamla bol kakalı çişli bir sohbetimiz oldu yeni yenen yemek sonrası, sağ olsun eksik etmedi bizden kakaları çişleri.

Gaziantep'e iner inmez hemen heyecanla kapıya doğru yürümeye başladım, telefonu açınca mesajlar yağdı birden bire. Sonra beklemeye koyuldum çıkış kapısında, 3 dakika sonra bi otobüs virajı aldı, içimden bi ses "aşkım kesin bu otobüste" dedi, kapıdan el sallayarak bir indi "ulen nasıl da hissediyorum sevgilimi yaaa" dedim içimden, sonra koşup birbirimize sarıldık, iki gün, abartısız bir şekilde 28 yıllık hayatımın en güzel 2 günüydü. En güzel saatlerin, en güzel günlerim...

Zaman aktı geçti, ayın 19 uydu artık, İstanbul'a dönmem için veda vakti geldi,aşkımla kahvaltımızı yaptıktan sonra erkenden hava alanına gittik, birkaç resim çekildik sonra oturup beklemeye başladık. İçim buruk, hiç gidesim yok fakat o üzülmesin diye neşelendirmeye çalışıyorum diğer yandan da iç sesim "nan bişi olsa da uçak rötar falan yapsa, geç kalksa" diyor. İkimizde ayrılık zamanı yaklaştıkça saat sayıyoruz, ben onu, o da beni teselli etmeye çalışıyor ama ikimizin içi de son kullanma tarihi geçmiş süt gibi. Midelerimiz yanıyo, karnımızda bi his var yine de gülümsüyoruz. Diğer yandan da benimle döneceği güne kadar tekrar tekrar ve tekrar gidip gelecek olmam, asla vazgeçemeyeceğim tek kişi, ruh ikizim olması gerçeği, aşkımızın çok büyük olması bizi mutlu ediyor ve yaşanan her şeyle daha da güçleniyoruz beraber, el ele, gönül gönüle...

Birbirimizden çok zor ayrıldık, bekleme odasındayken bile hep birbirimizi izledik, uçağa giderken ayaklarım geri geri gitmek istedi hep, aklım da kalbim de Antep'te uçağa bindim. Suratım olmuş Merkel gibi, cam kenarında oturuyorum, yine karşımda uçak kanadı, içimde üzüntü ve mutlulukla karışık garip bir his. Dünyadan kopmuşum gibi. O sırada yanıma oturacak yolculuk arkadaşım geldi, hani makarasına derdim ya hep, yazı da yazmıştım bu başlıkla "beyazım ama ruhum zenci" diye, yanıma oturan arkadaş siyahi bir dost çıktı. Heloooooowww dedi, Hiiiiii dedim isteksizce. Garip telaffuzuyla haviryiiiuuuuu dedi, fayn - yu dedim oturdu yanıma azıcık lafladık (hiç öyle thanks e falan giremedim canım sıkkındı). Adamın üzerinde garip bi koku vardı, küflenmiş peynir taşıyodu sanki ceplerinde yada berberi kulak kıllarını yakarken tüm kıllarını yakmıştı aksi halde böyle kokan bi insan hiç görmedim. Bi süre sonra burnum kokunun çükücü etkisine yenik düşüp alıştı sanırım, çünkü koku almamaya başladım. "Bennnn aslınnndaaa yoğummmmm" diyen Burhan Altıntop triplerindeydi artık burnum.

Yine kalktık, indik, metro, metrobüs, otobüs derken eve döndüm. Mahallem bi garip geldi gözüme, eve girdim üzerimde garip boktan bi his, odam bana ben odama yabancı. Hiç bi şey yapasım yok, çantamdan çıkardıklarımı sağa sola darmadağın bırakıyorum. Odamın kapısını kilitledim, oturdum bön bön. Akabinde hemen "ben geldim aşkım" yazdım merak etmesin diye. Hayatımın en güzel iki gününden sonra içim buruk dönmüş olsam da, birbirimizi inanılmaz tamamlıyorduk, ilerde ömür boyu beraber olacağımız için içim huzur ve mutluluk doluydu. Yaşanan ve YAŞANACAK olan her şey mükemmeldi...

YAZILARIN TELİF HAKKI ABDULLAH KARA'YA AİTTİR.ÇALINMASI VE KOPYALANMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNUN 81.MADDESİ İTİBARİYLE YASAKTIR !

19 Yorum - UYARILAR: Link içeren yorumlar yayınlanmayacaktır!

  1. Gülümseyerek okudum yazını. Benim için fi tarihinde kalmış olan bu heyecanları bana hatırlattığın için de teşekkür etmek istedim. O günler en güzelleri hiç unutmayın bu anları ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :)
      Heraya selamlar :)

      Sil
  2. Hoşgeldin :) senin için bayağı maceralı bir yolculuk olmuş. Bu arada havaalanında yurtiçi hatlarda internet bağlantısı yok ama yurtdışı hatlarda bağlantı mevcut. Yurtdışına giden herkes bedeva bağlanıyor :) Boşuna dememişler para parayı çeker

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler :) desene iç hatlara uçanlara beklerken internet yok diye :) ikinci sınıf insan mıyız biz :)

      Sil
  3. maşallah Allah nazarlardan korusun ilişkinizi :D

    YanıtlaSil
  4. Saat konusunda sapma olmuş birazcık, sonuçta sevgili varsa değer:)) Aslında erken gitmek her zaman daha iyi. Ne olacağı hiç belli olmuyor, hava alanı kalabalık olur derken boş oluyor ya da tam tersi. İnternet bağlantısı dış hatlarda var. Starbucks gibi (kahvesini hiç sevmesem de) kafelerde de internet ücretsiz tüm dünyada, içeri gidip oturmak zorunda da değilsin, cadde üstünde bile durup girebilirsin:) Aslında Türkiye internet konusunda genel olarak fena değil, çok daha fenalarını biliyorum.
    Sana aşkınla ömür boyu mutluluklar diliyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet erken gitmek iyi ama 5 saat çok oldu :) Tabi ki de değer, diğer yarım o benim :) Güzel dileklerin için çok teşekkürler :)

      Sil
  5. Seni mutlu gördüğüme sevindim.. Ömür boyu sürmesini dilerim :)

    YanıtlaSil
  6. Aşk..
    ne güzel şeydir öyle, bi ömür boyu kocaman mutluluklar
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim arkadaşım :)

      Sil
  7. Ya ben toplasan surda bi 6 aydır yokum. 6 ay da neler değişmiş panpa sevgili yapmış ve çok mutluymus. Ne sevindim valla senin adına. Hep mutlu olun emi :) Sevdiğin için yapilan herşeye değer, yeter ki o heyecanlar bitmesin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet çok şey değişti sen yokken :D Hayatımın aşkını, diğer yarımı buldum :)

      Sil
  8. Benim herşeyim hayatıma öyle aniden girdin ki, cesaretime cesaret, gücüme güç kattın.İyi ki seni tanıdım, iyi ki senin oldum.Benim için yaptıklarının karşılığı yok, sana ancak sevgimi verebilirim ömrümün sonuna kadar senin olarak. Bu güzel anlarımızı yazıya dökmen o kadar güzel ki hiç sıkılmadan her gün okurum. Seni çok seviyorum <3 :) :*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen benimsin bende senin :) Sende iyi ki benimsin, iyi ki benimlesin, hayatıma girdin iyi ki. Seni çok çok çok seviyorum :)

      Sil

Youtube'de Abone Ol, Yeni Videolardan Haberdar Ol :)

ÜYE OL | Takipte Kal !

Rastgele Yayınlar

Tüm Makale ve Çizimlerin telif hakları Abdullah KARA'ya aittir !. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Yaz Bakalım :)

Ad

E-posta *

Mesaj *

KAYIT OL | Yeni Yayınlardan, Karikatürlerden ve Hediye Çizim Etkinliklerinden Maille Haber Al !

Copyright © 2013 Admin Panpa / Mizah - Metrominimalist - Powered by Blogger - Desiger J.Djogan - Editleyen Özel Çizim - © Telif Hakları