Yazan / Çizen : Admin Panpa 8 Nisan 2015

Fantastik Roman, Kara Sis, Minaroth'dan Çıkış
Minaroth da serin bir hava hakimdi ve güzel bir gündü… İnsanlar av şölenleri ve çeşitli eğlenceler içinde huzurlu bir hayat yaşıyorlardı. Krallık oldukça yayılmakta , zenginliğine zenginlik katmaktaydı. Yeşil düz ovaları ve serin vadileriyle göz kamaştıran bir yerdi. Geniş ve sonsuzluğu andıran ormanlar , uçsuz bucaksız okyanus onların geçinmesine oldukça yardımcı oluyordu. Minaroth topraklarında güçlü ve hala hazırda sağlamlaştırılmaya devam eden çift surlu ve dört katlı kaleleri vardı. Bu kaleye sağlamlığı ve şanından dolayı Dreste Roon yani Ejder Sırtı adını takmışlardı. Nüfus ve çalışma kapasitesi ile sürekli gelişen bir uygarlıktılar.

Krallık tahtında Ruo vardı.O halkı tarafından oldukça sevilen orta yaşlarda , yaşına göre oldukça iri , güçlü ve çevik biriydi. Eşi Lilan ise ; narin bir kişiliğe sahipti, sarı saçlı , zayıf , siyah gözlü ve zekiydi.O iksirler konusunda küçükken eğitim aldığından İksir ve bitkilerden ,onların iyileştirici güçlerinden iyi anlardı. Minaroth halkının gelenekleri gereği kral sadece bir ejder binicisi olabilirdi; Ruo ‘ya ölen

babası Ferfa’nın Güz Ejderi geleneklerinde olduğu gibi tahtın varisi olan prense bir yumurta verip gitmişti. Birkaç yıl askerler tarafından muhafaza edilen yumurtadan açık kahverengi renginde, kalın pullu güzel bir ejderha çıkıvermişti; kral ona Dağ Esintisi adını verdi. Bu ejderha prens Ruo ile birlikte yetişiyordu ve ikisi bir bütün olmuştu.Fakat Ejderi gelişmiyordu ; uzun süre geçmesine rağmen hala farklı bir forma,güçlü bir bedene bürünememişti. Bu yüzden Ruo her ne kadar kral olsa da Ejderi gelişmeden layık olduğu güce ulaşamayacağını biliyordu. Kral olmanın yanı sıra ejderha binicisi olmanın ve ona gücünü kazandırmanın kendine sağlayacağı gücün farkındaydı. O sakin görüntüsünün aksine çok çabuk kızan, sinirlendiğinde sakinleşmek bilmeyen hırslı ama bu hırsını halkının iyiliği için kullanan gözde bir kraldı.

Ruo’nun en büyük amaçlarından birisi yaşadığı toprakların sınırlarını aşıp uzakları keşfetmek ve Ejder Sırtı Kalesini korumak için elindeki atlı birlikten daha fazlasını edinmekti. Uzakları keşfetme isteğinin asıl amacı ise küçük yaşta kaybolan oğlu Thulgron ‘u bulma arzusuydu. Thulgron ‘u geçmişte kaybettiği için üzüntü ve öfkeden bunalan baba , halkı ve ordusunda kadınların savaşması yasak olduğu halde kızı Rannu’ya küçüklüğünden beri savaş eğitimi verdiriyordu. Okçuluk üzerine yeteneği olduğu anlaşılınca çeşitli ok ustalarınca eğitilmeye başlandı. Rannu gelişmekte olan iyi bir avcıydı.Her şey yolunda giderken bir süre sonra halk arasında dışarıdan garip sesler duyulduğu söylentisi yayılmaya başlandı.Söylentiler zamanla o kadar büyüdü ki kimileri bir yaratık gördüğünü, kimileri onlara saldırmaya hazırlanan bir grup yaratık olduğunu, kimileri ise Esto’larının onlara kızdığı kanaatindeydi.Zamanla halkın tedirginliği iyici baş göstermeye başladı.Öyle ki artık rahatça dışarı çıkamaz , Minaroth sınırlarına yaklaşamaz olmuşlardı. Ruo, halkının tedirginliğini her ne kadar gidermek istediyse de topraklarından uzaklaşmak veya bir lanete bulaşma korkusu yüzünden kaleden uzaklaşıp söylentileri araştıramadı, uzakları keşfetme, kim bilir belkide oğlunu bulma isteği kapılarında nöbete yatmış olan lanet söylentisi yüzünden hep erteleniyordu. Kral her ne kadar sınırlarını aşmak istese de korkuları, inançları onun ününe her seferinde sur gibi çıkıyordu, yapmak istediklerini zamanı geldiğinde yapardı, halkını düşünmeliydi. Bu yüzden konseye bunu açıkladıysa da üyelerin pek de hoşuna gitmemişti çünkü krallığın ileri gelenlerine göre tedirginlik ve huzursuzluk içinde bir hayat yaşanamazdı. Konseyin kararından henüz iki gün sonra kale surlarından dışarı çıkan dört çocuk kayboldu. Bunun üzerine konsey kralın huzuruna çıkarak artık kale dışında hakimiyet kurmaları gerektiklerini ve bu lanetin veya yaratığın ortadan kaldırılmasını istediler.

Ruo uzun uzun düşündükten sonra:
—Ben halkımı bir lanete sürükleyemem.
O an dudaklarının arasındaki ot parçasını sağa sola oynatarak ukala bir tavır ile kapıdan içeri Rannu girdi:
—Söylediklerini duydum baba, doğrusu kral Ruo’ya yerinde oturup lanet lanet diye sayıklamayı yakıştıramıyorum, biz cesur bir halkız, eğer Minaroth topraklarını kolaçan etmeyeceksen ben bunu yaparım.
Dedi kıstığı gözleri ve kibirli yüz ifadesiyle krala yan yan bakarak.
Ruo uzun bir süre sessizliğini koruduktan sonra kızına alaycı bir gülümseme attı:
—Yarın oraya yirmi askerimi göndereceğim , kolaçan etsinler bakalım.

Kral zor bir geceden sonra yirmi askerini kaleden dışarı çıkarıp mağaraya yolladı. Askerler yeşil çimenlerin üzerinde rüzgar gibi ilerlerken mağara yakınlarında kurumuş otlara bastıkça çıtırtılar duyuyorlardı.Daha bu seslerden bile bir şeylerin yolunda gitmeyeceği kimi askerler tarafından anlaşılmıştı.Uzun süren aramalar sonrasında Zibaben mağarasının önünde üç çocuk cesedini vahşice parçalanıp, başları kesilip kazıklara saplanmış olarak buldular.Yirmi asker beyazlayan suratları, genişleyen göz bebekleri ve artan kalp atışlarıyla kesilmiş başlara bakakaldılar, kimilerinin kazığa saplanan başları görünce başı dönüyordu, titreyen askerlerden bazılarını yanlarındaki askerler tutarak destek veriyordu. Askerlerin içlerini büyük bir korku sardı, sanki onlara masallarda anlatılan ölüm vadisinde yürüyorlardı. “Minaroth topraklarında acaba bizden başkaları da var mı?” Korkusu onları mağara önünde uzun zaman düşünmeye itti. Mağaraya yaklaştıklarında çığlık ve acı sesleri kulaklarını tırmalıyordu adeta, kimileri geri dönmek istese de askeri düzen ve erkeklik gururları buna elvermiyordu. Bunun üzerine komutanın emriyle kılıçlarını kınından çektiler, çıkan ses dişleri gıcırdatır cinstendi. Sesi duyan yaratıklar mağaradan dışarı akın etmeye başladılar.İnsanlar gördükleri manzara karşısında paniğe kapıldılar ; birçoğunun kılıç tutan elleri titremeye başladı.Yarım saati bulan yorucu ve dehşetli savaş sonrasında on iki yaratık öldü ; insanlardan on dokuz’u parçalanarak öldürüldü birisi ise savaş arasında kaçmıştı.Yaratıklardan kurtulanlardan ikisi mağaraya geri döndüler.Kaçmakta olan Minaroth’lu şövalye ise Ejder Sırtı Kalesine doğru krala olanları anlatmak için yola koyuldu.Bekleyen halkın meraklı bakışları arasında kanlı kıyafeti , kırık kalkanı ile kapıdan içeri girdiği gibi aralarından süzülerek,soğuk bedeni ve titreyen vücudu ile koşmaya başladı.Hemen krala bilgi verip olanları anlattı. Konseyin ve halkın baskı ve tepkisinden çekinen kral odasına geçti.Düşünceli ve endişeli bir halde odasında kendini sessizliğe verdi. Ruo’nun genelde bu kadar sessiz olduğu pek görülmemişti.Yarım saat kadar sonra kızı Rannu içeri girerek babasının solgun yüzüne doğru merakla baktı:

—Ne oldu baba?
Ruo keyifsiz yüz ifadesiyle alnını kırıştırarak:
—Askerler oraya gittiklerinde korkunç sesler, bağırtılar duymuşlar, giriş yollarında cesetler varmış. Kılıçlarını çektiklerinde üzerlerine saldıran bazı yaratıklardan söz ediyor bu asker... Savaş sırasında kaçıp bana bilgi vermeye gelmiş; yarın büyük bir ordu ile mağara önüne tekrar gidip oraya gireceğiz.

Rannu’nun içini büyük bir merak sardı, bir şeyler onu tetikliyordu sanki.Bir yandan da halkının huzursuzluğu onu rahatsız ediyordu. Rannu babasının yanından ayrıldıktan sonra kendi odasına çekilip düşünmeye başladı; bu ona kendisini halkına kanıtlamak için bir fırsat gibi gelmişti çünkü o halkının saygı duyduğu birisi olmak istiyordu fakat kralın kızı olduğu için değil, kendisi olduğu için.Heyecanlı ve hızlı bir şekilde yay ve oklarını alıp, sabah olmadan yola çıktı…


YAZI VE ÇİZİMLERİN TELİF HAKKI ABDULLAH KARA'YA AİTTİR.ÇALINMASI VE KOPYALANMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNUN 81.MADDESİ İTİBARİYLE YASAKTIR !

6 Yorum - UYARILAR: Link içeren yorumlar yayınlanmayacaktır!

  1. Çok akıcı bir anlatım olmuş..Kitap olur bence bu hikaye :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hem yazıyorum hem çiziyorum daha ne yapayım di mi :D

      Sil
  2. E zaten 3. bölümmüş... demek ki ben diğer ikisini kaçırmışım..Utandım şimdi :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yukarıda "Sandık" diye bir menü var, oradan "Kara Sis" e girerek ilk bölümleri okuyabilirsin ;)

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Hadi bakalım yorumunu bekliyorum :D

      Sil

Youtube'de Abone Ol, Yeni Videolardan Haberdar Ol :)

ÜYE OL | Takipte Kal !

Rastgele Yayınlar

Tüm Makale ve Çizimlerin telif hakları Abdullah KARA'ya aittir !. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Yaz Bakalım :)

Ad

E-posta *

Mesaj *

KAYIT OL | Yeni Yayınlardan, Karikatürlerden ve Hediye Çizim Etkinliklerinden Maille Haber Al !

Copyright © 2013 Admin Panpa / Mizah - Metrominimalist - Powered by Blogger - Desiger J.Djogan - Editleyen Özel Çizim - © Telif Hakları