Yazan / Çizen : Admin Panpa 20 Mayıs 2015

Fantastik Roman, Kara Sis, Gradras ile tanışma, fantastik kurgu, dev,Rannu,fantastik
Rannu Mağaraya yaklaşırken güneş ağarmaya başlamıştı.Ağaran güneş ışıkları Rannu’nun yeşil pelerinini hafifçe ısıtıyordu.Mağara önüne gelince garip iniltiler duymaya başladı. Sanki bir yandan yeraltında birileri konuşuyor , kımıldıyordu. Biraz beklediğinde mağara içinde iki insan görünümlü böceğimsi yaratık gözüne çarptı.Sessizce olduğu yere çömelip narince parmakları arasına bir ok aldı.Yayını gerip birine hedef aldı ve “bu bir av” diye mırıldanırken oku ile birini vurdu, diğer yaratık afallayıp panik içerisinde, zırıltılı bir ses ile sağa sola koşturmaya başladı. Bu koşturmaca da Rannu bir kere ıskalayınca yaratık yerini fark edip delice üzerine koşmaya başladı. Rannu süratli bir şekilde dua ederek ,eline iki ok alıp yayını gerdi ve yaratığı kıllı kafasından vurup yere yığdı. Sevinç hissini bir süre sonra tedirginlik kapladı ; “acaba bunlardan daha var mı?” diye söylendi. Dikkatli bir şekilde mağara kapısına doğru yaklaşırken içeriden ses geldiğini duyunca ilerlemeye başladı. Gördüğü karşısında adeta şok oldu; yüzyıllardır efsane olarak bahsedilen , kendisine çocukluğunda hikayelerde anlatılanları andıran bir Dev vardı karşısında.  Dev’in boyu yaklaşık dört metreydi.Sağlam ve kalın derisi , çaresizlik içerisinde hırçın bakan küçük gözleri ve yardım istercesine sırtını duvara vuruşu mağarayı inletiyordu.Ağzı ve çenesi demir kelepçe ile kilitlenmiş , elleri ve ayaklarından zincirle mağaraya bağlanmış bir haldeydi. Üzerinde işkence izleri doluydu, vücudunun birçok yeri kesik , yara bere ve kan içindeydi Minaroth’lular böyle bir şeyi hainlere bile yapmadıkları için Rannu gördüğü manzara karşısında rahatsız oldu. Şaşkınlık ve heyecan içerisinde hemen atına atlayıp Ejder Sırtı Kalesine doğru yola çıktı. İçerisindeki heyecan atını bile hızlı koşturmaya itiyordu sanki. Kar beyazı atının uzun saçları rüzgardan geriye doğru savruluyordu.Giderken o kadar düşünce geçti ki aklından , bir ara kendi kendine ürkerek tedirgin bir yüz ifadesiyle: “ya bu devden daha fazla varsa” diye tereddüt etmeden alamadı kendisini.

Destan , efsane ve hikayelerde anlatılanlar gelir oldu aklına ; devler , cüceler , şeytanlar , yaratıklar… Bir süre sonra Ejder Sırtı Kalesine girdi. Koşar adımlarla adeta rüzgar gibi babası kral Ruo’nun odasına yöneldi. Nefes nefese kapıyı açıp içeri girdiğinde babasının zırh kuşandığını gördü,daha Rannu bir şey söylemeden babası : “ Kızım yüz asker alıp Zibaben mağarasına gidiyorum”dedi.  Rannu oraya gittiğimi ve gördüklerimi nasıl anlatırım diye düşünürken , babası : 
—Neyin var kızım?
—Sabaha karşı mağara önüne gittim  ; çığlık sesleri yankılanıyor, adeta mağara inliyordu; Yaklaştığımda böceğe benzer iki yaratık gördüm , iğrenç kokulu , uzun tüylü, karanlık içerisinde parıldayan gözleriyle iki yaratık.Yayımla ikisini öldürdükten sonra girişe doğru yaklaştım. İçeri girdiğimde zincirlerle bağlanmış dört metrelik bir Dev gördüm ; ağzı kelepçeli , üzeri yara bere ve kan kaplıydı.
       Ruo kızının söyledikleri karşısında sanki buz ejderi suratına üflemiş gibi donup kaldı.  Uzun uzun düşünüp sessizliğini koruduktan sonra :
—Ben sana askerleri alıp gideceğim demiştim , neden sen oraya tek gidip böyle bir riske girdin?  Neden söylediklerime aldırış etmiyorsun?
Rannu dolmuş gözleriyle sert sert bakarak: 
—Beni bilirsin baba , sadece merak!

Uzun süre kraliyet odasında sessizlik hakim olduktan sonra kral kızını kalede bırakarak Dev’e bakmak için askerlerini alıp yola koyuldu. Mağaraya yaklaşırken ordu çevredeki ölüler ve duyduğu sesler karşısında tedirgin oldu. Mağaranın ağzına geldiğinde atından inerek parlak zırhı ve arkasındaki dev kılıcı ile ilerlerken arkasına dönüp askerlerine bekleyin işareti verdi, bir iki adım sonra Dev’i gördüğünde hayretle uzun uzun süzdü ve : “ Minaroth’dan çıkmak felaket getirecek galiba “ diye mırıldandı. İçeri giren askerler , zaten zincirli olan Dev’in tüm vücudunu domuz bağlar gibi demir kelepçe ve zincirlerle sararak kaleye doğru yola çıktılar. Askerler Dev’i tamamen zincirlemelerine rağmen “ya bir terslik olursa” diye korku içindeydiler. Ejder Sırtı Kalesine girerken meraklı kalabalığın arasından geçtikleri sırada halktan kimileri ; “Bu iblis!” , kimileri ; “Bize lanet getirecek öldürelim!” diye bağırmaya başladılar. Kral askerlerine emir vererek Dev’i en güvenilir zindanına indirtip , sıkıca zincirlerle bağlattırdı. Dev, zindan da kalırken askerler de sık sık kontrol ediyorlardı. Bu koca yaratık insanlara garip ve korkutucu geldiği için kimse yanına yaklaşmaya ya da ağzındaki kelepçeyi çıkartmaya cesaret edemiyordu.

Hepsi büyüden ve lanetten korkuyorlardı. Yıllardır huzur içinde yaşayan Anoneyt halkı, refahın bozulması ve üzerlerine bir lanet çökmesinden çekiniyorlardı. Ruo’nun Dev’i zindana kapattırmasının sebebi aklında barındırdığı kuşkulardı; “Ya Dev öldürülmeyi hak etmiyorsa , ya kötü değilse” düşüncesi aklından çıkmıyordu. Halk da boş durmayıp din adamlarının kışkırtmalarıyla sürekli toplanıp Dev hakkında konuşuyor,. öldürülmesi için sürekli gösteriler yapıyordu. Bunun üzerine Ruo  konuyu konseye taşımaya karar verdi ve tüyler ürperten soğuk bir gece konsey toplandı. Kral konseye : “ Basiretli konsey üyeleri , Dev hakkındaki kararınızı belirtin! “ diyerek sırtındaki pelerini eliyle düzeltip tahtına oturdu, parlak yaldızlı kıyafeti, görkemli tahtı göz alıyordu.Bir iki saatlik aradan sonra konsey kararı açıkladı; karara göre Dev halkın gözleri önünde okçular tarafından öldürülecekti. Konseyin bu kararı almasında en büyük etken halkın tepkisiydi fakat bu kararın üzerine kral bağırarak ayağa kalkıp elini sertçe masaya vurdu: 
—Bir dev , cüce veya bir yaratık… Dış görünüşlerinden dolayı iyi yada  kötü olduklarına karar verebilir miyiz? Benim de sert görüntümden dolayı kötü biri olduğum söylenebilir ; o zaman hadi beni de öldürün! 
Uzun bir süre konseyde sessizlik hakimdi. Fısıltı hatta bir çıt bile çıkmaz oldu, üyelerin ağızları kilitlenmişti sanki, birçoğu bu söz üzerine cevap vermeye korkuyordu. Konsey Ruo’yu daha önce hiç böyle görmemişti, başka çareleri olmadığını düşünüyorlardı.
Konsey üyeleri boyun eğerek hep bir ağızdan:
—Karar kralımızındır! 

Kral , Dev’i gözetim altına alacağını ve onda iyi şeyler sezdiğinde onu önce deneyeceğini , eğer halkının dediği gibi kötüyse öldürteceğini söyledi. Habercilerini çağırarak bu haberi halk arasına yaymalarını istedi. Haberciler zamanla bu emri Minaroth’un dört bir yanına yaydılar. Halkın bekleyip görmekten başka şansı kalmamıştı ; tıpkı konsey gibi… Konsey bir haberci ile krala haber göndererek Dev’i gözetim işini büyü okulunun eskilerinden arif büyücü Mortex’in yapmasını istediler.

 Mortex küçüklüğünde alev büyüleriyle uğraşırken gözlerini kaybetmiş kör bir büyücüydü yada halk öyle biliyordu. Siyah saçlı ,kırmızı üzeri ateş süslemeli uzun cübbeli, gözleri bandajlı, uzun,ince sakal ve bıyıklı kadim biriydi.Ateşi adeta elleri gibi kullanabilir ; akıl almayacak  ve takdire şayan, görülmemiş büyüler yapabilirdi , fakat büyülerini ortalıkta yapmaz halkın bunları görmesini istemezdi. Halk her ne kadar onun bu derece ulu bir büyücü olduğunun farkında olmasa da ona yaşı ve bilgeliği sebebiyle saygı duyuyordu. İnsanlar arasında özellikle din adamlarının bir kısmı ateşle uğraşanların lanetleneceği konusunda halkı uyarıyorlardı. Bu yüzden kimi insanlar Mortex’le pek konuşmuyorlardı.Büyü okulundaki bilgeler ona hayranlıkla tama ederlerken, kimileri kör bir büyücünün savaşamayacağı , o yüzden Mortex’in işe yaramaz biri olduğu kanaatindeydi. Lakin gün geldiğinde her şey ortaya çıkacak ; alevin yakıcı ışığı parlayacaktı.   

Ruo teklifi kabul edince zaten çok sevdiği bir bilge olan Mortex’in yanına doğru yola koyuldu. Onu eskiden beri tanıdığı için onun gücüne ve zekasına itimadı vardı. Mortex’i büyü okulunda bulamayınca hızlıca evine doğru yol aldı. Evi dağınık , dökük ve bertaraf bir haldeydi. Kör ve kimsesiz olduğu için bakanı ve ilgileneni yoktu. Evinin duvarlarında ateş isleri , ahşaplarda ve hatta evin yakınındaki ağaçlarda bile yanık izleri vardı. Kral atından inerek kapıyı çaldı. 
Büyücü titreyen sesiyle: 
—Kimsin? 
Kral: 
—Ben Ruo , bilge büyücü”. 
Mortex uzun yıllardır kimsenin gelmediği , hiçbir canlının uğramadığı evine bir kralın geldiğini anlayınca çok sevindi fakat bu sevincini yapısı gereği pek belli etmedi. Ayağa kalkıp tebessüm ederek: 
—Hoş geldiniz kralım! 
Ruo ile uzun uzun sohbet ettikten sonra :
—Kralım bu bunak büyücüyü ziyaret sebebiniz nedir? 
Kral gülerek :
—Sevgili dostum senin bunak olduğunu söyleyemem , bunak olsan büyü gücüne ve sağlam bir zekaya sahip olman imkansız olurdu. Şimdi de senin tecrübelerine ve deneyimine ihtiyacım var. 
Büyücü memnuniyet ifadesiyle :
—Memnun olurum kralım
Ruo yanına bilge büyücüyü de alarak Ejder Sırtı Kalesine doğru yola çıktı. İhtiyar büyücünün içinde ihtiyaç duyulmuş olmanın vermiş olduğu sevinç ve heyecan vardı fakat bir yandan da “acaba bana neden ihtiyaçları var?” diye düşünmekten de alı koyamadı kendisini…

Kral büyücüyle beraber kaleye geldiği gibi Ejder Sırtı Kalesi’nin yirmi metrelik ahşap kapısının gıcırtıyla açılmasından hemen sonra odasına yöneldi. Mortex’e onu neden çağırdığını uzun uzun anlattı ve kendisinden ona yardım etmesini istedi. Çünkü o kralın gözünde bilgili bir büyücüydü. Mortex’e kral her ne kadar Dev’den bahsettiyse de büyücü kulaklarına inanamıyordu. Büyükbabası ona yıllar önce Dev’lerin neslinin tükendiği hakkında yazılar okumuştu. Evinde de büyükbabasının devler , ejderhalar ve birçok canlı hakkında yaptığı araştırmaların bulunduğu kitaplar , parşömenler vardı.Mortex’in iki çok güvendiği bilge dostu vardı ; Ezzeor ve Duatr. 

Ezzeor ; gümüş rengi sakallı , yeşil gözlü ,kıvrak zekaya sahip bir bilgeydi , uzmanlık alanı buz büyüleriydi fakat insanların hoşuna gitmediği için gizliden gizliye de olsa kara büyüye olan eğilimini gidermek için kara büyülerle uğraşıyor , kütüphanelerden ve düşman topraklarından büyülerle ilgili işe yarar şeyler arıyordu. Geniş pazarlarda kara efsunlarda kullanabileceği malzemeler arayıp, alıyordu.Mortex’le küçüklüklerinden beri dosttular ,Mortex onu çok güvenilir bir dost olarak benimsemişti fakat Mortex’in onun kara büyüye merak sardığından haberi yoktu. 

Duatr ise sarı uzun saç ve sakallı , mavi gözlü , bir büyücüye göre fazla iri , hırslı ve gücüne hakim bilge bir büyücüydü. O bir büyücüden çok iyilik yolunda savaşan kutsal büyülere hakim bir savaşçıydı ,yanından hiç eksik etmediği kutsal kitabı , Kristal ejderhasının pulundan yapılıp ak büyüyle dövülmüş , göz kamaştırıcı ve sadece ona hizmet eden parlak bir kılıcı vardı.O ne tam bir savaşçı ne de tam bir büyücüydü, işinin erbabı karanlığı rahatsız edecek kadar kadim bir arifti.Büyü okulundaki arifler onu büyücü diye nitelendirmenin her ne kadar doğru olmadığı biliyorlarsa da ona daha uygun bir nitelik bulamıyorlardı. Mortex’le beyaz vadide karşılaşıp tanışmış ve uzun süren arkadaşlıkları sonunda kardeş gibi olmuşlardı. 

Mortex :
—Kralım beni zindana Dev’in yanına götürmeden önce müsaadenizle iki bilge arkadaşım Ezzeor ve Duatr ‘ı bana yardım etmeleri için buraya getirir misiniz? “ 
—Elbette yaşlı dostum.
İki bilgeyi de büyücü okulundan aldırıp Ejder Sırtı Kalesine getirtti. Mortex “ Evet! Bizi Dev’in yanına götürün kralım. “ dedikten sonra zindana götürülen bilgelerin adeta şaşkınlıktan dilleri tutulmuştu. 
Mortex ariflere:
—Ne görüyorsunuz? Bana anlatın?
Bilgeler Dev’in görüntüsünü , boyunu , üzerindeki en ince ayrıntıya varıncaya kadar  büyücüye anlattılar. Büyücü iki bilge ile beraber haftalarca Dev’i inceledi. Ezzeor yanına yaklaşıp Dev’in tepkisini ölçtü fakat Dev saldırmaya kalkmadı ; yardım ister gibi çırpınıyordu. Ezzeor onun kalbini keşfetmek için çeşitli yollara başvurdu. Dev’in yanına küçük çocukları getirip yine tepkisini ölçtü fakat Dev herhangi fevri bir harekette bulunmamıştı. 
Duatr Dev’in gücünü ve vücudunu hayretle uzun uzun inceledi:
—Gerçekten çok güçlü! 
Mortex’e görüş ve araştırmalarının sonuçlarını açıkladılar bunun üzerine kralın yanına çıkan büyücü:
—Kralım Dev’i uzun zamandır inceliyoruz ; kanaatimiz şudur ki bu yaratık kötü bir kalbe sahip olamaz. Duatr’ın söylediğine göre üzerinde herhangi bir lanette yok! Bence onu çözelim. 
Kral ariflerle beraber zindana inerek Dev’in karşısına geçti:
—Bana seni çözdürmemi söylüyorlar ; ama önce suratındakileri ve çenendeki kelepçeyi çıkartıp konuşmayı deneyelim seninle. 
Mortex “ Zin deruf haak bin jas (göster kendini ey alev) “ diyerek Dev’in çenesindeki kelepçeye madende dövülmüş kızgın demir gibi ateşlenen parmaklarıyla dokunarak ateşi adeta demirin içine işletti. Gevşeyip erimeye başlayan kelepçeyi Dev’in suratından söküp aldı. 
Kral merak ve heyecanın verdiği ukalalıkla:
—Evet Dev, konuşabiliyor musun bakalım? 
Dev aşağı bakmakta olan başını kaldırarak: 
—Adım Dev değil  Gradras! ; diye mırıldandı.
Ezzeor anlamaya çalışır bir ifade ile sakalını okşarken sordu:
— Sen nesin? Yada nereden geldin?  
—  Ben miğfer devlerindenim. Uzun zaman önce 4.Yaprak Çağı’nın başlarında kuzeydeki mağaralarımıza Daallalu’lar büyük bir ordu ile saldırıp bizden olanları öldürdü , kimilerini esir aldı.Ben savaşta efendimizi öldürmeye çalışanlara saldırıp birçoğunu ellerimle öldürerek ; efendimizin kaçmasını sağladım fakat Daallalu’lar buna çok kızmış olmalılar ki yaptıklarımdan dolayı beni öldürmeyip Zibaben mağarasına işkence yapmaya götürdüler. 
Dinledikleri karşısında şaşkına dönen bilgeler ve kral: 
— Daallalu’lar da kimler?
Dev sert fakat yaşlı gözleriyle etraftakileri süzerken:
— Efendimiz II.Anug Taşduvar’ın bize anlattığına göre onlar yer altında hızla üreyen , acımasız , güçlü yaratıklarmış.  Efendimiz II.Anug Taşduvar bana bir gün onları yer altı Esto’su kraliçe Uhada’nın doğurup toprağın altında egemen kıldığını , mağaralarımız da yaşarken bu yüzden çok derinlere doğru yerleşmememizi söylemişti. Aramızda onu dinlemeyenlerin açtıkları yarıktan bize saldırdıklarını gördük ; bizi fark ettiklerinde mağaramızın çıkışlarını bile kapatmışlardı. Duydukları karşısında hayrete düşen kral halkın arasında yaygın olan “ yerin altından sesler geliyor? “ söylentisini hatırlayarak tedirgin oldu. Çünkü Gradras’ın anlattıklarına göre bu böcek ırkı hafife alınacak bir şey değildi. Kral bilgelerden bu anlatılanların aralarında kalmasını istedi. Gradras’ın  zincirlerini çözdürerek mahzen de birkaç gün daha kalması gerekebileceğini, askerlerin ona iyi bakmasını emretti. Konsey üyelerine Dev hakkında kararını bildirecekti. Ertesi gün kral konseyi topladı ; fakat yanında Mortex , Ezzeor  ve Duatr da vardı. Konseyi topladıktan sonra kral: “ İstediğiniz gibi Dev’i incelemesi için Mortex’i çağırdım hatta oda iki bilge arkadaşı olan Ezzeor ve Duatr ‘ ı çağırdı. İncelemeleri sonucunda Dev’i serbest bıraktık, Dev beklentilerimizin aksine iyi bir kalbe sahip, hatta bazen ağlıyordu bile, buda karanlık bir ruha sahip olmadığını ispatlar sanırım. “ Konsey üyeleri hem üç bilgenin görüşleri hem de kralın konuşması karşısında Dev’in serbest bırakılmasını olumlu karşıladılar fakat aralarında hala hazırda Dev’e iblis gözüyle bakanlarda vardı.  Askerler kralın emriyle kapıyı açıp Dev’i zindandan çıkardılar. Dev kraliyetin bahçesinde insanların şaşkın bakışları karşısında uzun süre bekledi, bakışlar onu geriyordu, ne yapacağını bilmeyen tedirgin bir halde ağacın altına oturdu. Dev’i izleyen kalabalık arasından bir çocuk Dev’e doğru hızlı adımlarla gülerek koşmaya başladı. 
Çocuk gülerek Gradras’ın yanına doğru bağırarak koşuyordu: 
—Dev , Dev… 
Annesi arkadan tedirgin bir halde:
—Kızım dur!  
Fakat Dev yanına gelen kız çocuğunu gülümseyerek omzuna aldı ve elini yukarı uzatıp koca elindeki büyük iki parmağının arasında zorla tuttuğu bir elma kopartarak çocuğa verdi. Kalabalık şaşırmıştı ; hatta bazılarının çok hoşuna gitmiş , kimileri onun kalede olmasından güven duymaya başlamıştı. Kalabalığın arasından diğer çocuklarda koşarak Dev’in yanına gittiler ; Dev çocuklarla oynamaya başladı. Çocuklar Dev’i çok sevmişlerdi ; her gün onun yanına gidip oyun oynayıp eğleniyorlardı. Halkın bu gördükleri onların Dev’e karşı olan korku ve güvensizliklerini ortadan silip atmıştı. Zamanla Dev halka yardım etmeye başladı , taşıyamadıklarını taşıdı , işlerine yardım etti. Halk artık ona karşı sevgi besliyordu , ona Dev diyen kalmamıştı herkes Gradras diye ismiyle hitap ediyordu, onun kendine has yere vurarak verdiği selamını bile kullanıyorlardı. Kral Dev’e “burası artık senin evin , halk seni kabullendi.”dedi; böylece Gradras artık Anoneyt halkından biri olmuştu. Kral Gradras’dan duyduklarından sonra kraliyetinin güvenini sağlamak için Daallalu diye duyduğu fakat ne olduklarını bile bilmediği ırka karşı tedbir almaya başladı ; Dev’le onlar hakkında uzun uzun konuşup ona çeşitli sorular sordu. On dördüncü günün şafağında  kral'a , saldırıya maruz kaldıkları mağaralarına geri dönmek istediğini söyleyerek miğfer Dev’lerinin eskiden hüküm sürdüğü Faallu mağarasına doğru yola koyulmak için hazırlanmaya başladı.Mağaraya gitmek istemesinin asıl sebebi Daallaluların mağarada ne yaptıklarını görmekti. Yolu Anoneyt topraklarının dışında olduğu için yanına oldukça fazla erzak ve kralın Gradras için en iyi metal , silah işçilerine yaptırıp ona verdiği üç metrelik çekici alıp hazırlığını tamamladı.  Dev , Ejder Sırtı kapısına doğru ilerlerken kraliyetin ufaklıkları da ona bakıp hüzünlenmeye başladı.Kapıda bekleyen halkı ve kralı biraz hüzünlü gören Dev güneşin kıstığı gözlerle onlara bakarken:
—Bir maruzatım var Ruo!
—Buyur Gradras ! Ne istiyorsun?
Gradras gülümseyerek :
—Bana bir at veremez misiniz?
Kahkaha atmaya başlayan kalabalığın arasından vedalaşarak yola koyuldu...


YAZI VE ÇİZİMLERİN TELİF HAKKI ABDULLAH KARA'YA AİTTİR.ÇALINMASI VE KOPYALANMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNUN 81.MADDESİ İTİBARİYLE YASAKTIR !

5 Yorum - UYARILAR: Link içeren yorumlar yayınlanmayacaktır!

  1. Tek solukta butun bolumleri okudum.Tek kelimeyle olaganustu..Tebrik ederim..Devamini merakla bekliyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, pek ilgi görmediğinden bu romana ara vermiştim ama devam ederim belki :)

      Sil
  2. Pek ilgi gormediginden degildir o bence fark etmediklerinden dolayi okunmamistir.Fark edilse tek solukta okunacak bir hikaye.Devamini getirmelisin yoksa meraktan catlarim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakalım artık devamını yazdım da yayınlar mıyım bilmiyorum :)

      Sil
    2. Aaaa ne demek yayınlar mıyım yawww :))) Lütfeeennn

      Sil

Youtube'de Abone Ol, Yeni Videolardan Haberdar Ol :)

ÜYE OL | Takipte Kal !

Rastgele Yayınlar

Tüm Makale ve Çizimlerin telif hakları Abdullah KARA'ya aittir !. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Yaz Bakalım :)

Ad

E-posta *

Mesaj *

KAYIT OL | Yeni Yayınlardan, Karikatürlerden ve Hediye Çizim Etkinliklerinden Maille Haber Al !

Copyright © 2013 Admin Panpa / Mizah - Metrominimalist - Powered by Blogger - Desiger J.Djogan - Editleyen Özel Çizim - © Telif Hakları